Simya’ nın Tarihsel Gelişimi

Simya’ nın Tarihsel Gelişimi

Kimya yaşamın başlangıcından beri var olmuştur.  Dünya’nın şimdiki şeklini alması, pek çok türdeki yaşam formlarının gelişmesi sayısız kimyasal değişimlerin sonucudur. Bu dünyanın bir bileşeni olan insanoğlu zaman ilerledikçe bu değişimleri kontrol etmeyi öğrendi. Buna örnek verecek olursak; yanma sonucu oluşan ateş arazileri temizlemek, karanlıkta aydınlık sağlamak, yiyecekleri pişirmek ve koruma sağlama amacıyla kullanılmıştır. Böylesine faydalı bir olay olan yanma insanoğlu tarafından yapılan ilk kontrollü kimyasal değişim olarak kabul edilmektedir.

Bu fonksiyonları dışında toprak kapları sertleştirmek, metalleri eritmek gibi işlerde yararlanılan ateş, kimyanın sağladığı ve insanoğlunun hayatını kolaylaştıran teknolojilerden sadece biridir. Yüzyıllar boyunca gerçekleştirilen pek çok kimyasal keşif çoğunlukla yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelikti. Bu amaçlara yönelik bir bilim dalı olan kimyanın kökleri simyacılığa dayanmaktadır. Eski çağlardan orta çağa kadar popüler bir uğraş alanı olan simyacılık Çin’den Mezopotamya’ ya, Afrika’ dan Avrupa’ ya kadar geniş bir coğrafyada icra edilmiştir. Simyacılık; felsefe, metalürji (metal bilimi) ve sihiri kapsamaktadır. Simyacılıktaki esas amaç toprakta yetiştiği düşünülen metallerin, altına çevrilmek suretiyle daha da mükemmelleştirmek ve aynı amacı insanlar için de sağlayıp sonsuz bir hayat keşfetmek olduğu söylenebilir. Simyacılıktaki çalışmaların ilerlemesi bu amaçların pek de ulaşılabilir olmadığını gösterdi. Tarihten yavaş yavaş silinen simyacılık yerini kimyaya bırakmıştır.

Kimya, 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren modern bir bilim dalı olarak kabul edilmektedir. Kimya tarih içerisinde geleneksel bilginin gelişmesiyle bugünkü halini almıştır. Modern kimya bilimi, deney üzerinde yükselen üç alandan oluşur:

 

Şekil: Kimya, deney üzerine temellendirilen 3 alandan oluşur.

Element Kavramının Tarihsel Gelişimi

 1980 yılında ABD’deki Berkeley Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, çok ama çok küçük miktardaki bizmut elementini altına çevirmek için bir parçacık hızlandırıcı kullandılar. 1 sent’in (1 doların 100’de 1’i) 1 milyarda biri değerinde altın yapabilmek onlara tam 10.000 dolara mal oldu. O araştırmacılar günümüz şartlarında transmutasyonun (bir elementi diğerine çevirme) mümkün olabileceğini gösterdiler. Ancak, bu yolla altın elde etmenin pek de kârlı olduğunu söyleyemeyiz.

Kendi zamanında en ileri medeniyet olan Mısır medeniyetinde 7 metal element bilinmekteydi: altın, gümüş, bakır, kalay, demir, kurşun ve cıva. Bu elementler Mısırlıların inanışları gereği Güneş ve 6 gezegen ile ilişkilendirilmişti: Ay, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn (sırasıyla). Büyük İskender’in Mısır’ı fethi ile orada yazılan metinler Yunanistan’a ulaştı. Ancak Yunan filozoflar bunların ayrı birer elementi anlattığının farkında değildi. Peki element kavramı nasıl ortaya çıktı? Bu sorunun cevabı Yunan filozoflarından Thales’te (M.Ö. 624 – M.Ö. 546) gizli. Doğayı ve onu oluşturan maddeleri anlamaya çalışan Thales şu soruyu soruyordu:

Eğer bir madde diğerine dönüşebiliyorsa, mesela mavimsi bir kaya kırmızı olan bakıra dönüşebiliyorsa maddenin gerçek doğası nedir? Kaya mıdır yoksa bakır mıdır? Ya da bambaşka bir madde mi?

Thales ve Aristo’nun Görüşleri

Thales evrenin tek bir ana maddeden oluştuğunu düşünüyordu. Ona göre bu madde veya element su olmalıydı. Bir diğer Yunanlı filozof olan Aristo (M.Ö. 384 – M.Ö. 322), bu görüşe zıt olarak, evrenin tek bir maddeden oluşamayacağı görüşündeydi. Aristo’ya göre evren, Dünya, Mısırlıların bildiği metaller, onlarla ilişkilendirilen gezegenler kısacası her şey dört temel elementten (hava, su, toprak, ateş) oluşuyordu.

 

Şekil: Aristo’nun önerdiği dört element aralarında ikili özelliklerine göre sıralanıyordu.

Öğretmenler için öneriler

Yukarıda anlatılan hikâyenin birinci kısmında simyacılığın nasıl ortaya çıktığına, ikinci kısımda ise element kavramının nasıl ortaya çıktığına ve ortaya atılan ilk görüşlere yer verilmiştir. Kimya’nın temelini oluşturan simyacılığın özellikle günlük hayatı kolaylaştırmak için yapılan keşiflerle başladığı vurgulanabilir. Buna ek olarak simyacılığın özellikle metalleri altına çevirmeye dayanan bir uğraş olduğu, ancak bunun pek de mümkün olmadığı metin içerisinde verilen diğer altın elde etme teknikleriyle örneklendirilebilir. İkinci paragrafta bahsedilen “mükemmelleştirme” ifadesi ile ne demek istendiği öğrencilere soru olarak yöneltilebilir.

Öğrencilere “element” konusundaki fikirleri sorulabilir.  Kimya biliminin temelini oluşturan kavramlardan biri olan element kavramının ilk kez antik Yunanistan’daki filozoflar tarafından ortaya atıldığı belirtilerek dört element kavramı açıklanabilir. Öğrencilerden birer Yunanlı filozof gibi düşünerek çevrelerine baktıklarında elementler konusunda ne düşündükleri sorulabilir. Burada öğrencilere “Mısırlıların elementleri gezegenlere benzetmelerinin nedeni ne olabilir?” sorusu yöneltilerek bir tartışma ortamı oluşturulabilir. Element kavramının ortaya çıkışında Yunan filozoflarından Thales ve Aristo’nun fikir ayrılığı bilim dünyası içerisinde zaman zaman görülebilen fikir ayrılıklarına örnek olarak verilebilir.

 

Simyanın Uğraş Alanları

Simyanın hikâyesi element kavramının ortaya atılması ile başlamaktadır. İnsanlar simyacılıkla uğraşarak yüzyıllar boyunca kısa yoldan altın elde etmeye çalıştılar.

Aslında kim altın elde etmeyi istemez ki? Ya da hayat iksiri ile uzun ve sağlıklı bir yaşamı? 17. yüzyıla kadar bu amaçlar makul ve ulaşılabilir kabul ediliyordu. Bu amaç uğrunda kendilerine simyacı veya simyacı diyen sayısız insan bunun üzerinde çalıştı.

1600’lü yıllara kadar bilim dünyasında bu uğraşlar hâkimiyetini sürdürmüştür. Ancak, bir kişi bu seyre müdahale etti: İngiliz kimyacı Robert Boyle (Rabırt Boyl). Yaptığı çalışmalar ile “kimyanın babası” ünvanı verilen Boyle, Aristo’nun dört element kavramına karşı çıkmıştır. Boyle, element dediği maddelerin daha küçük bileşenlerine bölünemeyeceğini belirtti. Boyle’un bu tanımlamasıyla kimyada modern anlamda element kavramı yer almış oldu. Ancak günümüzdeki element tanımlaması 1919 yılında İngiliz fizikçi Ernest Rutherford’un (Örnıst Radırford) keşfettiği atom çekirdeğindeki proton sayıları, diğer bir ifadeyle, atom numarası temel alınarak yapılmaktadır. Joseph John Thomson’ un (Cozef Can Tamsın) elektronu, Rutherford’ un da atom çekirdeğini keşfetmesiyle atomun en küçük bölünmez parçacık olduğu düşüncesi de geçerliliğini yitirmiş oldu. Benzer olarak element için “kendinden daha basit maddelere ayrışmama” tanımlaması da yanıltıcıdır. Bazı elementlerin moleküllerden oluşabileceği göz önünde bulundurulduğunda, elementler daha küçük yapı taşlarına, yani atomlara, bölünebilmekte, hatta nükleer tepkimelerle bir elementin atomlarından farklı elementlerin atomları oluşabilmektedir.

Öğretmenler için öneriler

Yukarıdaki metnin birinci kısmında eski çağ insanlarının sınama-yanılma yoluyla elde ettiği maddelerden olan; yemek tuzu, kil, yün, ipek, doğal boya, kükürt ve şap maddelerinin nasıl keşfedildiğine değinilmiştir. Bu keşiflerin temelinde “Nasıl daha iyisini yapabiliriz?” sorusunun yattığı, bu sorunun cevabının aranmasında eski çağlarda sınama-yanılmanın (trial and error) kullanıldığı, günümüzde bu yöntemin yerini hipotez testinin aldığı anlatım esnasında vurgulanabilir. Bilim insanlarının geliştirdikleri hipotezleri deneyler yolu ile denemeleri ve hata oranlarına göre doğrulamaya çalışmaları eski çağlardaki sınama-yanılma ile görünüş olarak benzerlik taşısa da gerçek anlamda bilim sistematik çalışmalara ve bilimsel teorilere dayalı olarak gerçekleşir.

Bu noktada sınama yanılmanın yapı malzemelerinin keşfinde olduğu gibi “amaca hizmet etme” özelliği taşıdığı, doğru bilgiye erişme sürecinde “yanlışların elenerek” sürecin devam ettiği vurgulanabilir.

Metnin ikinci kısmında simyanın uğraş alanları bunun devamında da element ve atom kavramlarının nasıl geliştiğine, ne tür çalışmalar yapıldığına, eski fikirlerin nasıl çürütüldüğüne ve simyadan kimyaya nasıl geçildiğine dair bilgiler verilmiştir. Sınıftaki öğrenciler iki gruba ayrılarak bir grubun Robert Boyle’un, diğer grubun Ernest Rutherford’un element tanımlamasını savunmaları ve iki bilim insanının element konusundaki fikirlerini tartışmaları sağlanabilir. Tartışma, öğrencilerin element kavramına yönelik bir tanımlama üzerinde uzlaşmaları için yönlendirilebilir. Element veya atomun yapısı konusunda geçmişte ortaya atılan fikirler ile günümüzdeki fikirler karşılaştırılarak bilimin ilerlemesiyle kavramların nasıl değiştiği ve geliştiği gösterilebilir.

Kral II. Rudolf

Macaristan kralı II. Rudolf bir hükümdar olmasının yanında aynı zamanda çok meraklı bir simyacıydı. Simyacı unvanına sahip son kral olan Rudolf, Avrupa’daki tüm simyacıları sarayına toplayarak kendisi için simya araştırmaları yapmalarını istedi. Bu sayede Prag şehri bir 200 yıl daha Avrupa simyacılığının merkezi konumunu sürdürdü.

Rudolf’un sarayında misafir edilenlerden biri de İngiliz simyacı John Dee (Con Di) idi. Kraliçe Elizabeth’e (Elizabet) de siyasi danışmanlık yapan Dee, Avrupa’nın önde gelen asilzadeleri ile de yakın ilişkiler içerisindeydi.

Dee, Prag yolunda bir medyum olan Edward Kelley (Edvırd Keli) ile tanışır. İkili Rudolf’un sarayına beraber giderler. Uzun süre yapılan çalışmalar sonuçsuz kalır. Bu başarısızlık sonucunda araları bozulan ikili ayrılır, Dee memleketi olan İngiltere’ye döner. Kelley ise bir süre daha sarayda kalıp çalışmalarına devam eder. Ancak bir türlü kral Rudolf’u tatmin edemez. Rudolf, Kelley’i hapse attırır. Hapisten kaçma denemeleri başarısız olan Kelley’nin zindanda öldüğü söylenir.

Sahte Altın

İnsanların yüzyıllar boyunca altın üretebilmek için sağlıklarını, hatta canlarını tehlikeye attıkları simyacılık ne yazık ki mutlu sonla bitmedi. Altın üretme yolunda denenen sayısız teknik başarısızlıkla sonuçlandı. Ancak bu başarısızlıklardan kendilerine rant elde edenler de vardı. Altın üretilemeyeceğini anlayan bazı insanlar simyacılığı bırakıp dolandırıcılığa başladılar. Bunlardan bazıları çok popülerdi.

En yaygın aldatmacalardan biri şuydu: birbirine lehimlenmiş biri altın diğeri farklı metalden yapılmış bir çivi veya bıçağın altın olan tarafı cilalanarak kamufleedilir. Gösteri esnasında alkole batırılan çivinin cilası alkolde çözününce metal açığa çıkar. İşlemi yapan kişi de değersiz bir metali altına çevirdiğine herkesi inandırır.

Başka bir yöntem ise şuydu; iki tane tabanı olan bir kabın alt tarafına bir parça altın konulur. Kap ısıtıldığında aradaki bölme eriyip kaybolduğunda altın açığa çıkar ve maharetli simyacı yine herkesi inandırır.

Resim: Çift tabanlı kap

Diğer bir yöntem de altın ve cıva alaşımı yapımına dayanıyordu. Birkaç göstermelik işlem sonrasında alaşımın bulunduğu kap ısıtılır. Yeterince ısıtıldığında cıva kaybolur ve geride altın kalır. Tabi bu gösterinin inandırıcılığı da diğerleri gibi oldukça yüksektir.

Bazı dolandırıcılık yöntemleri bu şekilde basit iken bazıları da filmlere taş çıkartacak kalitededir. 16. yüzyıl Avrupa’sında kendisine Arap diyen ve o şekilde giyinen bir kişi bu günkü Çek Cumhuriyeti’nde bulunan Prag şehrine ayak basar. Kendini simyacı olarak tanıtan bu kişi masraftan kaçınmayarak kendine lüks bir ev kiralar. O dönemde pek çok simyacının yaşadığı Prag’da ismini kısa sürede duyuran Arap, bir gün transmutasyon gösterisi yapacağını duyurur. Büyük bir ziyafet veren Arap, iki düzine izleyiciyi evine toplar. 100 Mark yatıran herkesin parasını işlem sonucunda 1000 Mark yapacağı sözünü de verdikten sonra misafirlerini laboratuvarına alır. Birkaç işlemin ardından laboratuvarda ani bir patlama olur. Duman, toz ve is içerisinde kalan laboratuvardaki misafirler ilk şoku atlattıktan sonra ev sahibine bir şey olmuş mu diye onu aramaya başlarlar. Ama Arap çoktan paralarla ortalıktan kaybolmuştur.

Modern kimyanın gelişmesiyle simya tarih sahnesinden silinmiş ancak dolandırıcılıklar devam etmiştir. 1867 yılında üç dolandırıcı Avusturya imparatoru Franz Joseph’i tam 10000 Dolar dolandırmıştır.

1929 yılında bir musluk tamircisi olan Franz Tausend bir grup Alman zengini altın yapma vaadiyle kandırdı. Tausend tutuklanınca yaptığı işlemlerin modern bilimsel bilgilere dayandığını iddia edip kendisine bir şans verilmesini istedi. O dönem paraların basıldığı eyalet darphanesine götürülen Tausend’e darphane müdürü, polis, bölge savcısı ve hâkimin eşliğinde bu şans verildi.  Tausend, 1.2 gram kurşundan 0.1 gram altın üretti. Tausend’in kullandığı tüm malzemelerin işlem öncesinde aranması ve çıkan sonuç işlemin gerçek olduğunu gösteriyordu. Ancak ertesi gün yapılan soruşturma sonucunda Tausend’in ürettiği altının aslında ona hapiste iken bir sigara içerisinde gizlice verildiği ortaya çıkmıştır.

Felsefe Taşı

Metalleri altına çeviren ve ölümsüzlük sağlayan felsefe taşı arayışının yüzlerce yıllık serüveni her ne kadar hüsranla sonuçlansa da bazı katkılarının olduğunu göz ardı etmemek gerek. Kimyanın gelişiminde önemli rol oynayan bazı deneysel yöntemler simyacıların uzun yıllar yaptıkları araştırmaların sonucudur. Hatta bu katkılar kimyanın ilerlemesinde önemli bir yere sahiptir. Destilasyon, süblimasyon, süzme, ısıtma, kimyasallar yardımıyla maddeleri parçalama, çözme, çöktürme ve ekstraksiyon gibi bugün de kullanılan ayırma yöntemleri simya döneminde geliştirilmiştir.

           

Resim: 16. Yüzyıla ait bir destilasyon düzeneği ve günümüzde kullanılan modern bir düzenek.

Modern kimyanın gelişmesiyle kimyasal araç ve gereçler, demirci dükkânı ve mutfaklardan çıkıp kimya deneylerinde kullanılmaya başlanmıştır. Bunun ile birlikte zanaat, el becerisi terk edilmiş ve bugün yaygın olarak kullanılan türlü kimyasal maddeler (güçlü ve zayıf asitler-bazlar, alkoller… vs.) üretilmiştir.

Öğretmenler için öneriler

Bilim ve toplum başlığı altında üç farklı hikâyeye yer verilmiştir. Bilim topluluğu başlığı altında, bilimsel bilgiye yön veren dönemin kurumları veya kişileriyle bilim insanları arasındaki ilişkilere yer verilmiştir. Bu başlık altında simyacılık faaliyetlerini organize eden ve yöneten kral II. Rudolf’un simyacılar ile karşılaştığı durumlar anlatılmıştır. Büyük beklentileri olan kralın yanındaki simyacıların çalışmalarından istediği sonucu alamaması ve sonunda sabrının taşıp emrindeki simyacıları cezalandırması öğrencilere bilim-toplum ilişkisine bir örnek olarak anlatılabilir. Yakın tarihten veya günümüzden buna benzer örnekler veya bilim toplulukları, kurumlar ve bilim insanları arasındaki ilişkilerin araştırılmasına yönelik ödevler verilebilir.

Bilim ve halk başlığı altında bilimsel keşiflerin o günkü halk kitlesiyle olan etkileşimine ilişkin hikâyeye yer verilmiştir. Simyacılık çalışmalarıyla metalleri altına çeviremeyeceklerini anlayan bazı simyacıların bunu dolandırıcılığa çevirmesi metin içerisinde verilen Resim 3 ile öğrencilere anlatılabilir. Simyacılık ile altın elde etme çalışmalarının ne derece etik olduğu öğrenciler arasında bir tartışma ortamı ile sorgulanabilir. Öğrencilerden bilimin etik kurallarla çelişebileceği durumlara örnek vermeleri istenerek bu konuda araştırma ödevi verilebilir.

Bilim ve teknoloji başlığı altında simyacılık çalışmalarının bu günkü kimya bilgisine yaptığı katkılara yer verilmiştir. Özellikle laboratuvar tekniklerinin, cam malzemelerinin ve maddelerin keşfedilmesinin kimya biliminin gelişmesine önemli katkılar yaptığı anlatım esnasında vurgulanabilir. Günümüzde kullanılan modern karışımları ayırma teknikleri ile simyacılık döneminde kullanılan bazı ayırma teknikleri karşılaştırılabilir.

Bernard Trevisan

Bazı simyacılar için filozof taşı arayışı hayat boyu süren bir macera olmuştur. Tıpkı Bernard Trevisan gibi. Almanya’nın en eski şehri olan Trier’de doğan Bernard, 14 yaşından 85 yaşında ölene kadar zengin olma hayalleriyle hayatını bozuk para gibi harcadı. 1406 yılında zengin bir ailenin çocuğu olarak doğan Bernard daha küçük yaşta dedesinden simyacıların hikâyelerini dinlerdi. Filozof taşı fikrinden çok etkilenen Bernard, ilk olarak Arap simyacıların çalışmalarını okumakla işe başladı. Ailesi de altın yapma fikrine sıcak bakınca Bernard’ın bu çalışmalarına bir itirazları olmadı.

Bernard, Arap simyacı El-Razi’nin Sırların Sırrı kitabını okuyarak işe başladı. Bir simya laboratuvarı kurdu ve çalışmalara başladı. Dört yıl ve harcanan 800 kronun (para birimi) karşılığı koca bir sıfırdı. Bu sefer başka bir Arap simyacı olan

Cabir Bin Hayyan’ın çalışmalarına yöneldi. Bu sıralarda simya çalışmaları kulaktan kulağa yayılmış ve diğer simyacılara ulaşmıştı. Ne diğer simyacıların ne de Cabir’in çalışmaları Bernard için sıfırdan öteye geçemedi. Ancak asistanları, Bernad’a fazla gelen paraları toplayarak onu bu yükten kurtarmada oldukça başarılı oldular. İki yıl sonrasında Bernard’a yine bir sıfır ve harcanan 2000 kron kaldı.

Bernard 20 yaşına geldiğinde bir papaz ile tanıştı. Papaz ona; Papa 22. John, 18 milyon florin (para birimi), ödül ve simya kelimeleri geçen bir cümle kurunca Bernard’ın gözleri parladı. Papaz ile birlikte çalışmaya başlayan Bernard 30 kere aynı işlemi tekrarlayarak çok saf etil elkol elde etti. “O kadar keskindi ki hiçbir cam kap onu muhafaza edemiyordu” diyerek övdüğü “filozof taşı” ona yine koca bir sıfır olarak geri döndü.

Yaşadığı yerdeki yargıcın ona deniz suyundaki tuzdan filozof taşı elde edebileceğini söylemesi Bernard’ı yeniden heyecanlandırdı. Baltık denizi kıyısında tam 4,5 yıl boyunca çalışıp, hem de yaptığı işlemi 5-10 kere tekrar eden Bernard sıfırdan başka bir şey elde edememişti.

Bernard artık 48 yaşına gelmişti. Tüm çabaları sonuçsuz kalınca bir Avrupa turu yapmaya karar verdi. İtalya, Almanya, Fransa ve İspanya’yı gezdi. Gittiği her yerde simyacılar ile görüştü. Gezdiği yerlerin birinde bir rahip ile tanıştı. Rahip ona asıl malzemenin tavuk yumurtası olduğunu söyledi. 2000 yumurta satın alıp bunları kaynatan Bernard, kabuklarını soyup bembeyaz oluncaya kadar ayrı bri kapta ısıttı. Ayrı bir yerde yumurtaların beyazı ile sarısını ayırıp bunları yine ayrı ayrı at gübresi ile karıştırdı. Elde ettiği karışımları 30 kere saflaştırarak (destile ederek) biri beyaz diğeri kırmızı iki sıvı elde etti. Ancak her ikisi de kurşunu altına dönüştürmüyordu.

Bernard, Belçika’da iken usta Henry isimli birisinin filozof taşını üretmeyi başardığını duydu. Bernard bunu üzerine hemen Viyana yollarına düştü. Viyana’da aralarında usta Henry’nin de bulunduğu ve oranın ünlü simyacılarının olduğu bir topluluğa büyük bir ziyafet verdi. Yemekte, usta Henry filozof taşını yapmayı başarmadığını itiraf etti. Ancak belli bir altının miktarını arttırabileceğini söyledi. Orada bulunan simyacılardan topladığı 42 altının 5 günde 5 katına çıkacağını iddia ediyordu. Usta Henry göstermelik birkaç işlemden sonra toprak bir kaba 42 altını koydu ve beklemeye başladı. 5 gün sonra kap açılıp içine bakıldığında sadece 16 altın kaldığını gördü. Verdiği 10 altından 4’ünü alan Bernard hala işlemin bir şekilde tersine yürüdüğünü düşünüyordu.

Bernard 58 yaşına geldiğinde artık filozof taşı peşinde koşmayacağına yemin etti. Ancak bu yeminini iki ay tutabildi. İngiltere’den İran’a oradan da Kıbrıs’a kadar pek çok yeri gezen Bernard’a bu seyahat 10000 krona mal olmuştu. Artık parası kalmayan Bernard memleketine geri döndü.

Akrabaları tarafından deli ilan edilen Bernard, Rodos adasına yerleşerek burada mütevazı bir hayat yaşamaya başladı. Fakat kaçınılmaz olan gerçekleşti ve Bernard yine bir rahip ile tanıştı. Rahibin ona transmutasyonun sırrını çözdüğünü söylemesi yeterli oldu. Ancak parası olmayan ikilinin bir kaynağa ihtiyaçları vardı. Kalan son evini ipotek edip kredi çeken Bernard yine sıfır ile karşılaşacağının farkında olmadan işlemlere başladı. Laboratuvarında yatıp kalkan Bernard, son kuruşunu harcayana kadar çalışmalarına devam etti. 1490 yılında ölene kadar Rodos adasında yaşayan Bernard’ın arkasından pek çok hikâye uyduruldu. Bunlardan birinde şu sözü söylediği iddia edilir:

“Altın yapmak için, işe altın ile başlamak gerek”

Öğretmenler için öneriler

Yukarıdaki metinde eski dönemlerde yaşamış bir simyacı olan Bernard Trevisan’ ın hayat hikayesinden ilginç kesitlere yer verilmiştir. Literatürde Cazip Ayrıntılar (Seductive Details) adı verilen bu tür hikayeler ile ders içerisinde öğrencinin dikkatinin çekilmesi amaçlanmıştır. Hikaye içerisinde ders konusundan veya materyalin diğer kısımlarıyla ilişkisiz olarak bilim insanının hayatından ilginç kesitler verilmiştir.

Yukarıda verilen hikayede Trevisan’ nın altın elde etme peşinde harcadığı hayatı, nasıl dolandırıldığı ve hayatının sonunda nasıl gerçeği gördüğü dersin istenilen bir anında öğrencilere anlatılabilir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir