Protista Âleminin Tarihsel Gelişimi

Öglena Bitki mi yoksa hayvan mı?

Leeuwenhoek mikroskobu ile küçük yenidünyayı keşfedene kadar bilim insanları doğada bitki ya da hayvan dışında başka bir yaşam formu olabileceğini düşünmüyordu. Bundan dolayı tıpkı Leeuwenhoek gibi pek çok bilim insanı mikroskop altında görülen organizmaları küçük hayvancıklar olarak adlandırmıştır.  Ancak keşfedilen her yeni mikroorganizma ile birlikte bu organizmaları hayvan âlemi içerisine yerleştirmede sıkıntılar doğmaya başlamıştır.  Bu noktada bilim insanları arasında ayrımlar oluşmuştu. Öyle ki bilim insanlarından bir kısmı bu canlı formunu bitki âlemi içerisinde kimi ise hayvanlar âlemi içerisinde sınıflandırmanın daha doğru olacağını iddia ediyordu.

Fotosentez yapıyor ama?

Bitki olduğunu savunan bilim insanları mikro organizmaların bir kısmının foto sentetik aktivitelerde bulunması dolayısı ile bitki olarak sınıflandırılması gerektiğini savunurken diğer taraf köklerinin bulunmayışı ve aktif hareket etmeleri dolayısı ile bitki olamayacağını ileri sürüyordu. Üstelik hepsi foto sentetik değildi, etrafındaki diğer mikroorganizmalar ile beslenerek heterotrof beslenme yapanlar gözlenmişti. Bitki olduğunu savunan taraf ise heterotrof beslenme yapanların dahi hayvanlara özgün embriyonik gelişim basamaklarını göstermiyor olmaları dolayısıyla hayvan olamayacaklarını ileri sürüyordu. Bitki mi yoksa hayvan mı olduğuna dair bu bilimsel tartışma Leeuwenhoek’un organizmaları ilk gözlemlediği 1600’lü yıllardan 1800’lü yıllara kadar devam etti. 1858 yılında Richard Owen, gözlemlediği protistaların köklerinin olmaması fakat oksijen üretmesi veya ağzı olmamasına karşın heterotrof beslenen bu organizmaların tamamını  “hayvana benzeyen bitkiler” olarak sınıflandırarak tartışmada orta zemin bulmaya çalışsa da ilerleyen dönemde görülecektir ki onlar ne bitki ne de hayvandır. Bilim insanları yıllar sonra protistaların kendilerine has farklı bir âlem olduğunda karar kılmışlar ve sınıflandırma sistemine yeni bir âlem eklemişlerdir.

Protista terimi ilk olarak 1860 yılının başlarında John Hogg tarafından kullanılmıştır. Yunancadan gelen terim,   “ilk var olan varlık” anlamına gelmektedir.  Hogg, protista adını verdiği bu organizmaların hem bitki hem de hayvanların genel karakteristiklerine sahip olduğunu söylemiştir. Bitki ve Hayvan âlemini bir piramit olarak modelleyen Hogg, protistaların bu iki piramidin kesişim noktasındaki canlılar olarak tanımlamıştır.  Sünger, bakteri ve diotom gibi tüm ilkel organizmaları protista alemi içerisinde sınıflandıran Hogg, bu alemdeki canlıların evrimsel süreçteki en ilkel tek hücreli formlar olduğunu ileri sürmüştür.

Uzun yıllar boyunca bilim insanları mikroskop aracılığı ile görülen (bakterilerde dahil olmak üzere) canlıların hepsini protista olarak adlandırmıştır.  1956 yılında gelindiğinde Copeland,  Bakterilerin protistalardan çok farklı organizmalar olduğunu iddia ederek protista alemi içerisinden çıkarmıştır. Sınıflandırmaya yeni bir düzen getiren Copeland  4 alemli (bitkiler, hayvanlar, protistalar ve moneralar) taksonomik sınıflandırmasında, mavi-yeşil algleri protista alemi içerisinden çıkarıp monera alemi içerisine almıştır. Kırmızı-kahverengi algler, mantarlar ve protozoanlardan oluşan âlem olarak protista alemini tanımlamıştır.

Günümüzde protista terimi bağımsız veya koloni halinde bulunan tek hücreli ökaryotları tanımlamaktadır.  Günümüzde protistaların sınıflandırılması halen değişkenliğini korumakta ve her geçen gün değişmektedir. Bugün gelişen bilimsel ilerleme ile birlikte bilim insanları biyokimyasal yapıları ve genetik yakınlıklarına göre sınıflandırmalarını düzenlemeye devam etmektedirler.

Öğretmenler için öneriler

Yukarıda yer alan hikâyede, Protista olarak adlandırılan organizmaların sınıflandırma sistemi içerisine dâhil edilmesinde karşılaşılan zorlukları anlatmaktadır. Bitki ve hayvan âleminden oluşan sınıflandırma sisteminin mikroorganizmaların keşfinin ardından gelişime zorunlu kaldığı ve zaman içerisinde açıklama düzeyi yüksek ve daha kullanışlı bir sınıflandırma sistemi geliştirildiği görülmektedir. Hikâyenin devamında sınıflandırmanın bugün halen gelişime ve değişime devam ettiği belirtilmektedir. Hikâye bu noktada bilimin gelişime açık yapısını göstermeye yardımcı olmaktadır.

Bilim tarihinde bilim insanlarının kimi bilimsel gelişmeler/keşifler sonrasında birbirleri ile çelişen düşünceler ortaya koyduğu görülmektedir.  Bilim tarihinin bize sunduğu bu iki bağlamda birbirine zıt kavramlar sunulmaktadır. Yukarıda anlatılan hikâyede protistaların bitki mi yoksa hayvan mı olduğuna dair bilim insanları arasındaki görüş ayrılığı derslerde tartışma ortamı kurmak için kullanılabilmektedir. Bu hikaye ayrıca bitki ve hayvan tanımlarının anlaşılması ve bu konuya geçişte bağlayıcı olabilecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir